Av. Arif Gölcan Hukuk Bürosu İletişim
+90 542 312 01 02 WhatsApp SMS info@arifgolcan.av.trE-posta Konum İletişim Formu

Ana Sayfa / Rehberler / Boşanmada Mal Paylaşımı: Katkı ve Katılma Alacağı

TMK m. 202 vd.

Boşanmada Mal Paylaşımı: Katkı Payı, Değer Artış Payı ve Katılma Alacağı

Son güncelleme:

Boşanma davalarının en çok tartışılan yönü, çoğu zaman evlilik birliği içinde edinilen taşınmazların akıbetidir. "Ev benim üzerime kayıtlı, eşim hak iddia edebilir mi?", "Krediyi ben ödedim ama tapu onun adına", "Babamdan miras kalan tarlayı da paylaşmam gerekir mi?" soruları uygulamada sürekli karşımıza çıkar. Bu yazıda, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun mal rejimi hükümleri çerçevesinde katkı payı alacağı, değer artış payı ve katılma alacağı kavramlarını, özellikle gayrimenkuller yönünden ele alıyoruz.

Yazı ayrıca uygulamada en çok sorun çıkaran yan başlıkları da kapsıyor: noterde yapılan mal rejimi sözleşmesinin neyi değiştirip neyi değiştirmediği, ziynet eşyasının hukuki durumu, kıdem tazminatı ve şirket payı gibi sınırda duran değerler, talebin nasıl kurulacağı — belirsiz alacak davasının 31 Temmuz 2026'da kaldırılması ve yerini alan talep artırımı dâhil —, faizin hangi tarihten işleyeceği, eşin ölümü hâlinde tasfiye ile mirasın sırası ve anlaşmalı boşanma protokolündeki feragat kaydının kapsamı.

İçindekiler
  1. Önce Doğru Tarihi Belirleyin: 1 Ocak 2002
  2. Yasal Rejim Değiştirilebilir mi? Mal Rejimi Sözleşmesi
  3. Hangi Mal "Edinilmiş", Hangisi "Kişisel"?
  4. Edinilmiş mallar (TMK m. 219)
  5. Kişisel mallar (TMK m. 220)
  6. Kişisel malın geliri ile yerine geçen değeri aynı şey değildir
  7. Tereddüt yaratan mal türleri
  8. Emeklilik ikramiyesi ve kıdem tazminatı nasıl ikiye bölünür?
  9. Ziynet Eşyası: Düğün Takıları Kimin?
  10. "Ev için bozdurduk" savunması neden çoğu zaman kurtarmaz?
  11. İspat: önce varlık, sonra akıbet
  12. Üç Farklı Talep, Üç Farklı Hesap
  13. 1. Katkı payı alacağı — 2002 öncesi dönem
  14. 2. Değer artış payı (TMK m. 227)
  15. 3. Katılma alacağı (TMK m. 231-236)
  16. Kusur alacağı ne zaman azaltır? (TMK m. 236/2)
  17. Denkleştirme: kesimler arası geçişler (TMK m. 230)
  18. Yarı yarıya paylaşım şart mı? (TMK m. 237)
  19. Eşim Malı Kaçırdıysa: Eklenecek Değerler ve Üçüncü Kişiye Dava
  20. Üçüncü kişiye dava: iki ön şart ve bir usul kuralı
  21. Muvazaa yolu: devri geçersiz kılmak
  22. Krediyle Alınan Konut Nasıl Paylaşılır?
  23. Oran neye göre bulunur: ödenen para mı, taksit sayısı mı?
  24. Değerlendirme Anı: Hangi Tarihteki Değer Esas Alınır?
  25. Şirket, yabancı para ve tarım işletmesi
  26. Alacak Para Alacağıdır: Tapu İptali İstenebilir mi?
  27. Aynen ödeme kimin hakkı?
  28. Dava, Görevli Mahkeme, Süre ve Harç
  29. On yıl mı, bir yıl mı? Kapanmış bir tartışma
  30. Talebi nasıl kurmalı? Kısmi dava, talep artırımı ve ıslah
  31. Faiz hangi tarihten işler?
  32. Arabuluculuk Zorunlu mu, İhtiyari mi?
  33. Yurtdışındaki Mallar ve Yabancı Boşanma Kararı
  34. Ölümle Sona Erme: Önce Tasfiye, Sonra Miras
  35. Anlaşmalı Boşanma Protokolündeki Feragat Neyi Kapsar?
  36. Bu Dava Belgeyle Kazanılır: Delil Listesi
  37. Sık Sorulan Sorular
  38. Sonuç: Pratik Öneriler

Önce Doğru Tarihi Belirleyin: 1 Ocak 2002

Mal paylaşımında ilk ve en kritik soru, taşınmazın hangi tarihte edinildiğidir.

  • 1 Ocak 2002'den önce edinilen mallar: O tarihte yürürlükte olan 743 sayılı eski Medenî Kanun'un yasal rejimi mal ayrılığıydı. Bu rejimde her eşin malı kendisine aittir; diğer eşin talebi, kanundan doğan bir "paylaşım" değil, ispat edeceği katkı payı alacağıdır.
  • 1 Ocak 2002'den sonra edinilen mallar: 4722 sayılı Yürürlük Kanunu m. 10 uyarınca, eşler bir yıl içinde (31 Aralık 2002'ye kadar) başka bir rejim seçmemişlerse, edinilmiş mallara katılma rejimi kendiliğinden uygulanır. Bu dönemde edinilen mallar için katılma alacağı gündeme gelir.

Uzun süreli evliliklerde her iki dönem birlikte bulunur ve mahkeme her taşınmaz için ayrı ayrı dönem ayrımı yaparak hesap yapar. Bu nedenle tapu kayıtlarındaki edinme tarihleri, davanın hukuki dayanağını doğrudan belirler.

Yasal Rejim Değiştirilebilir mi? Mal Rejimi Sözleşmesi

Edinilmiş mallara katılma rejimi yasal rejimdir; yani eşler aksini kararlaştırmadıkça kendiliğinden uygulanır (TMK m. 202/1). Ancak eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilir (TMK m. 202/2). Halk arasında "evlilik sözleşmesi" denen şey hukuken mal rejimi sözleşmesidir ve kanunun çizdiği sınırlar içinde yapılır.

  • Şekil şartı katıdır. Sözleşme, noterde düzenleme veya onaylama biçiminde yapılır (TMK m. 205). Adi yazılı bir metin, tarafların imzası bulunsa dahi geçersizdir. Eşler ayrıca evlenme başvurusu sırasında hangi rejimi seçtiklerini yazılı olarak bildirebilir.
  • Ne zaman yapılabilir? Evlenmeden önce ya da evlilik süresince, her zaman. Sözleşmeyle rejim değiştirilebilir veya mevcut rejim kaldırılabilir.
  • Sınırlı sayı ilkesi. Eşler istedikleri içeriği serbestçe yazamaz; yalnızca kanunda düzenlenen rejimlerden birini seçebilirler (TMK m. 203). "Ev bana kalsın, araba sana" türü bir metin mal rejimi sözleşmesi değildir.

Seçilebilecek rejimler üç tanedir:

RejimDayanakTemel mantığı
Mal ayrılığıTMK m. 242-243Her eş kendi malının maliki; tasfiyede paylaşım yok
Paylaşmalı mal ayrılığıTMK m. 244-255Kural ayrılık; ancak aileye özgülenen mallar eşit paylaşılır
Mal ortaklığıTMK m. 256-281Ortaklık malları eşlerin elbirliğiyle malı sayılır
Sözleşmenin en çok gözden kaçan yönü ileriye etkili olmasıdır. Evliliğin onuncu yılında yapılan bir mal ayrılığı sözleşmesi, o güne kadar edinilmiş mallara ilişkin katılma alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz; taraflar geçmiş dönem için de açık bir tasfiye iradesi ortaya koymadıkça, önceki dönem kendi rejimine göre hesaplanır. Bu yüzden sözleşme yapılırken geçmiş dönemin nasıl tasfiye edileceği ayrıca yazılmalıdır.

Hangi Mal "Edinilmiş", Hangisi "Kişisel"?

Katılma alacağı yalnızca edinilmiş mallar üzerinden hesaplanır.

Edinilmiş mallar (TMK m. 219)

  • Çalışmanın karşılığı olan edinimler (maaş, ücret, ticari kazanç),
  • Sosyal güvenlik ve sosyal yardım kurumlarının yaptığı ödemeler, emeklilik ikramiyesi,
  • Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,
  • Kişisel malların gelirleri (örneğin miras kalan dairenin kira geliri),
  • Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Kişisel mallar (TMK m. 220)

  • Yalnız kişisel kullanıma yarayan eşya,
  • Rejimin başlangıcında (evlilik tarihinde) eşe ait olan malvarlığı değerleri,
  • Miras yoluyla veya karşılıksız kazanma (bağış) yoluyla edinilen mallar,
  • Manevi tazminat alacakları,
  • Kişisel malların yerine geçen değerler.

Bu ayrımın gayrimenkul yönünden en pratik sonucu şudur: Miras kalan veya evlilikten önce alınan taşınmaz kişisel maldır ve katılma alacağına konu olmaz. Bu taşınmazın evlilik içindeki değer artışı da kural olarak malik eşe kalır. Ancak kira geliri edinilmiş maldır ve o gelirle alınan yeni taşınmaz paylaşıma girer.

Önemli bir kolaylık: TMK m. 222 uyarınca, bir malın kişisel mal olduğunu iddia eden eş bunu ispatla yükümlüdür; ispatlanamayan bütün mallar edinilmiş mal sayılır. Hangi eşe ait olduğu ispatlanamayan mallar ise paylı mülkiyette sayılır. Bu karine, dosyanın ispat yükünü baştan belirlediği için pratikte davanın en güçlü kurallarından biridir: iddia eden değil, "bu benim kişisel malım" diyen ispatlar.

Kişisel malın geliri ile yerine geçen değeri aynı şey değildir

Bu ayrım, dosyaların çoğunda yanlış kurulur ve sonucu tamamen değiştirir. Kanun aynı maldan doğan iki ayrı ekonomik değeri zıt biçimde nitelendirir:

  • Gelir → edinilmiş mal (TMK m. 219/4). Kişisel malın getirisi paylaşıma girer. Yargıtay 8. HD, 2015/16133 E. ve 2016/6077 K. sayılı 05.04.2016 tarihli kararında bunu açıkça belirtir: kişisel malların gelirleri edinilmiş mal niteliğindedir ve tasfiyeye tabidir. Miras kalan dükkânın kirası, kişisel mal olan şirket payının kâr payı, hatta emekli maaşı bu kapsamdadır.
  • Yerine geçen değer → kişisel mal (TMK m. 220/4). Kişisel malın satılıp bedeliyle yeni bir mal alınması hâlinde yeni mal da kişisel kalır; buna ikame kuralı denir. Yargıtay 8. HD, 2015/11803 E. ve 2017/2296 K. sayılı 21.02.2017 tarihli kararında, rejimin başlangıcında eşe ait olan malın satışından elde edilen gelirin ve bu gelirle edinilen malvarlığının kişisel mal sayılacağını hükme bağlamıştır.

Fark şudur: malın kendisi biçim değiştirirse kişisel kalır, mal size gelir üretirse o gelir ortaklaşır. Evlilikten önceki daireyi satıp yerine başka daire alan eşin yeni dairesi kişisel maldır; aynı daireyi kiraya verip biriken kirayla ikinci bir daire alırsa, ikinci daire edinilmiş maldır ve yarısı diğer eşe aittir.

İkame iddiasının bedeli ispattır. Yargıtay, alım-satım tarihlerinin yakınlığını, öncelik-sonralık ilişkisini ve bedeller arasındaki uyumu birlikte inceletir. Satış 139.300 TL'ye yapılıp bir ay sonra 150.000 TL'lik alım gerçekleşmişse iddia doğrulanmış sayılır; aradan yıllar geçmiş ya da tutarlar örtüşmüyorsa bakiye kısım edinilmiş mal karinesine döner. Yalnız tanık beyanı bu ispat için yeterli görülmemektedir — banka dekontu, tapu bedeli ve tarih zinciri gerekir.

Tereddüt yaratan mal türleri

Taşınmazlarda ayrım çoğu zaman tapu tarihiyle çözülür. Asıl tartışma, sınırda duran değerlerde çıkar:

  • Kıdem ve ihbar tazminatı. Toptan ödenmiş olması niteliğini değiştirmez; bu tazminat, çalışılan sürenin karşılığıdır. Tazminatın yalnızca edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu döneme isabet eden kısmı edinilmiş mal sayılır. Bu nedenle SGK hizmet dökümü ile hem evlilik tarihinin hem de 1 Ocak 2002'nin karşılaştırılması gerekir (aşağıya bakınız).
  • Emeklilik ikramiyesi ve toptan ödemeler. Sosyal güvenlik kurumlarının yaptığı ödemeler TMK m. 219'da açıkça edinilmiş mal sayılmıştır; ancak tamamı paylaşılmaz. Ayrıştırma yöntemi kendine özgüdür ve aşağıda ayrıca ele alınmıştır.
  • Bireysel emeklilik birikimi. Evlilik içinde ödenen katkı paylarıyla oluşan kısım edinilmiş maldır; devlet katkısı da bu kısmı izler.
  • Şirket hissesi. Evlilik içinde edinilen pay edinilmiş maldır. Tasfiyede paylaşılan şey hisse senedinin kendisi değil, tasfiye anındaki gerçek değeridir; bu değer, şirketin bilançosu üzerinden bilirkişi incelemesiyle belirlenir. Evlilik öncesinden gelen bir payın evlilik içindeki değer artışı ise kural olarak kişisel mala bağlı kalır — meğerki artış eşin emeğiyle veya edinilmiş mallarla sağlanmış olsun.
  • Tazminatlar. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminat edinilmiş mal, manevi tazminat ise kişisel maldır (TMK m. 219, 220).
  • Piyango ve şans oyunu kazancı. Bilet edinilmiş mallarla alındığı için kazanç da kural olarak edinilmiş mal sayılır.

Emeklilik ikramiyesi ve kıdem tazminatı nasıl ikiye bölünür?

Bu kalemler dosyaların en yüksek tutarlı ve en çok yanlış hesaplanan kısmıdır. İkisinde de mantık "ikiye bölme"dir, ama bölme ölçütü farklıdır.

Emeklilik ikramiyesi ve SGK toptan ödemesinde ölçüt gelecektir. TMK m. 228/2 uyarınca, toptan ödeme yerine irat bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, o miktar kişisel mal sayılır. Yargıtay 2. HD'nin 2021/8490 E. ve 2022/6224 K. sayılı 23.06.2022 tarihli kararı hesabı adım adım kurar: ödeme tarihi itibarıyla TRH 2010 yaşam tablosundan eşin ortalama bakiye yaşam süresi bulunur, ödeme günlük irada çevrilir, mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme düşen kısmın peşin sermaye değeri hesaplanır ve bu tutar kişisel mal olarak ayrılır. Kalan kısım edinilmiş maldır.

Kıdem tazminatında ölçüt geçmiştir. Burada bakılan şey çalışmanın hangi rejim döneminde geçtiğidir: 1 Ocak 2002'den önceki çalışmanın karşılığı kişisel mal, sonrasının karşılığı edinilmiş maldır. Çalışma süresi iki döneme yayılmışsa, her döneme isabet eden süre ve gelir durumu esas alınarak oranlama yapılır (Yargıtay 8. HD, 2017/12554 E. ve 2017/11144 K., 20.09.2017).

Yardım sandığı ödemeleri ve temettüde ise evlilik öncesi birikimler ile bunlara isabet eden kâr payları kişisel mal; evlilik birliği içindeki birikim, temettü ve tasfiye ödemeleri edinilmiş mal sayılır.

Zamanlama burada her şeydir. Eş, mal rejimi sona erdikten sonra emekli olmuşsa, diğer eş o emekli ikramiyesi üzerinde hak iddia edemez — çünkü ikramiye rejim sona erdikten sonra doğmuştur. Buna karşılık rejim devam ederken alınan bir ikramiyenin yalnızca geleceğe düşen kısmı kişisel mal sayılır. Aynı kişi, aynı ikramiye, iki farklı sonuç: aradaki tek fark ödemenin boşanma davasından önce mi sonra mı yapıldığıdır.

Ziynet Eşyası: Düğün Takıları Kimin?

Boşanma dosyalarının en çok çekişilen kalemlerinden biri düğünde takılan altın, bilezik ve para takılarıdır. Ziynet eşyası, mal rejimi tasfiyesinden ayrı bir talep olarak değerlendirilir ve kendi kuralları vardır.

  • Kural: ziynet kadına aittir. Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1038 E. ve 2021/458 K. sayılı 13.04.2021 tarihli kararında ilke şöyle konur: düğün sırasında takılan ziynet eşyaları, kim tarafından ve kime takılırsa takılsın kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malıdır. Kuralın istisnası iki hâlle sınırlıdır: taraflar arasında aksine bir anlaşma bulunması ya da aksi yönde bir yerel örf ve âdetin ispatlanması. Damada takılan ve erkeğe özgü olan takılar (kol düğmesi, erkek saati gibi) erkeğe aittir; erkeğe takılan cumhuriyet altını ve çeyrek gibi kalemlerde ise somut olayın özelliğine göre farklı sonuca varılabildiği kararlar vardır.
  • Ziynet kişisel maldır. Karşılıksız kazandırma yoluyla edinildiği için TMK m. 220 kapsamındadır; katılma alacağı hesabına girmez.
  • Talep, iade veya bedel talebidir. Kadın, ziynetin aynen iadesini; mümkün değilse dava tarihindeki karşılığı olan bedeli isteyebilir. Talep aynen iade olarak kurulur, olmazsa bedele dönüştürülür.

"Ev için bozdurduk" savunması neden çoğu zaman kurtarmaz?

Erkeğin en yaygın savunması, ziynetin evin ihtiyaçları için bozdurulduğudur. Yargıtay bu savunmayı tek başına yeterli görmez. Yerleşik ilke şudur: ziynet eşyasının birlik gereksinimleri için koca tarafından bozdurulmuş olması, geri istenmemek üzere verildiği ispatlanmadıkça kocayı iade yükümlülüğünden kurtarmaz. Kurtuluş için iki unsurun birlikte kanıtlanması gerekir: bozdurmanın kadının isteği ve onayıyla yapılmış olması ve ziynetin iade edilmemek üzere verilmiş olması (Yargıtay 3. HD, 2016/15340 E. ve 2018/5571 K., 22.05.2018).

Yani "borcumuzu kapattık", "arabayı aldık", "iş yerini açtık" türü açıklamalar savunmayı kurmaz — aksine ziynetin akıbetini ikrar ettiği için çoğu zaman kadının iddiasını güçlendirir.

İspat: önce varlık, sonra akıbet

Ziynet davaları ispat sırasına takılarak kaybedilir. Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/650 E. ve 2023/76 K. sayılı 15.02.2023 tarihli kararına göre öncelikli kural, dava konusu ziynetlerin cinsi, sayısı, niteliği ve miktarı itibarıyla varlığının kanıtlanmasıdır. Varlık ortaya konmadan akıbet tartışılmaz.

Kadının lehine işleyen bir fiilî karine vardır: hayatın olağan akışına göre bu tür eşyanın kadının üzerinde bulunması ya da evde saklanmış olması beklenir; ziynet kolayca saklanabilen, taşınabilen türdendir. Bu karine, ziynetin hâlâ kadında olduğu yolundaki savunmayı zayıflatır ama kadını varlığı ispat yükünden kurtarmaz.

Uygulamada kabul gören deliller şunlardır:

  • Düğün videosu ve fotoğraflar. Kayıt üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak takıların cinsi ve miktarı tek tek tespit edilebilir. Fotoğrafta görünen ziynetin niteliği tanık beyanıyla tamamlanır.
  • Tanık beyanları. Özellikle ziynetin erkek tarafından borç, araç alımı ya da iş yeri açmak için bozdurulduğunun ispatında belirleyicidir.
  • Bilirkişi raporu. Görüntülerdeki takıların değer ve nitelik tespiti için gereklidir.
  • İkrar. Erkeğin ziynetin varlığını veya bozdurulduğunu kabul etmesi doğrudan esas alınır.
  • Kuyumcu fişleri, kasa ve kiralık kasa kayıtları.

Yemin ise son çaredir: ancak ispat yükü kendisine düşen taraf iddiasını diğer delillerle kanıtlayamadığında başvurulur. Diğer delillerle ispat eden tarafın ayrıca yemin teklif etmesine gerek yoktur.

Ziynetin ev, araba veya kredi peşinatı için bozdurulmuş olması iki farklı sonuç doğurabilir. Bozdurma karşılıksız ve rızayla yapılmışsa iade talebi düşer. Buna karşılık ziynet, diğer eş adına kayıtlı bir taşınmazın edinilmesine veya iyileştirilmesine harcanmışsa, bu artık bir ziynet alacağı değil değer artış payı (TMK m. 227) meselesidir ve taşınmazın güncel değeri üzerinden hesaplanır. Yani doğru kurgulanan talep, çoğu zaman altının gramını değil evin bugünkü değerini konu alır.

Üç Farklı Talep, Üç Farklı Hesap

Bu üç hesabı da katılma alacağı hesaplama aracımızla yapabilirsiniz.

1. Katkı payı alacağı — 2002 öncesi dönem

Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde diğer eş adına edinilen taşınmaz için, katkıda bulunan eş katkısı oranında alacak talep edebilir. Talep, Borçlar Kanunu'nun genel hükümlerine (vekâletsiz iş görme, sebepsiz zenginleşme) dayanır. Yargıtay uygulamasında:

  • Katkı, para veya para ile ölçülebilen bir değer olmalıdır (nakit, ziynet eşyası, işyerinde ücretsiz çalışma, tarımsal üretime katılma).
  • Kadının olağan ev işleri ve çocuk bakımı, bu dönem yönünden tek başına katkı sayılmaz; ancak eşin ekonomik değere dönüşen fiilî çalışması katkı olarak kabul edilir.
  • Katkı oranı, taşınmazın dava (tasfiye) tarihindeki değeri ile çarpılarak güncellenir; ödenen nominal tutar değil, o tutarın toplam bedele oranı esas alınır.

2. Değer artış payı (TMK m. 227)

Eşlerden biri, diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında o malda ortaya çıkan değer artışından katkısı oranında pay alır. Gayrimenkulde en tipik örnekler:

  • Eşin adına kayıtlı arsa üzerine diğer eşin parasıyla bina yapılması,
  • Kişisel mal olan eve edinilmiş mallardan esaslı tadilat/kalorifer/çatı yenileme yapılması,
  • Miras kalan taşınmazın ipotek borcunun diğer eşin geliriyle ödenmesi.

Malın değeri azalmışsa katkı, başlangıçtaki değeriyle hesaplanır (m. 227/2). Eşler, değer artış payından yazılı bir anlaşmayla vazgeçebilir veya oranı değiştirebilir.

3. Katılma alacağı (TMK m. 231-236)

Katılma alacağı şu adımlarla bulunur:

  • Her eşin edinilmiş mallarının tasfiye anındaki değeri toplanır,
  • Eklenecek değerler ilave edilir (aşağıda),
  • Edinilmiş mallara ilişkin borçlar düşülür,
  • Kalan tutar artık değerdir; artık değer eksiyse dikkate alınmaz (m. 231).
  • Her eş, diğerinin artık değerinin yarısı oranında katılma alacağı elde eder; karşılıklı alacaklar takas edilir (m. 236).

Katılma alacağı bir tazminat değildir; kusura değil, rejimin kendisine dayanır. Uygulamada en sık düzeltilen yanlış anlamalardan biri budur. Tek istisnası aşağıdaki dar kapıdır.

Kusur alacağı ne zaman azaltır? (TMK m. 236/2)

Hâkim, zina (TMK m. 161) veya hayata kast (TMK m. 162) nedeniyle boşanma hâlinde kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Maddenin uygulanma alanı göründüğünden çok daha dardır ve dört sınırı vardır:

  • Boşanma sebebi. Hüküm ancak boşanmanın zina veya hayata kast sebebine dayalı olarak açılması ve bu sebeple boşanmaya karar verilmesi hâlinde uygulanabilir. Şiddetli geçimsizlik (TMK m. 166), sadakatsizlik veya anlaşmalı boşanma bu kapsamda değildir — anlaşmalı boşanmada maddenin koşulları oluşmaz.
  • Alacak türü. Yalnızca artık değere katılma alacağına uygulanır. Mal ayrılığı dönemine ait katkı payı alacağı ile değer artış payı (TMK m. 227) bakımından uygulama alanı yoktur (Yargıtay 8. HD, 2016/19287 E. ve 2019/5440 K., 23.05.2019).
  • İndirimin yeri. İndirim hesaplanmış alacak miktarından değil, artık değerdeki pay oranından yapılır. Miktardan indirim yapan hüküm bozulur.
  • Kimin aleyhine. Kural, kusurlu eşin alacaklı olduğu durum için öngörülmüştür; kusurlu eş alacaklı sıfatı taşımıyorsa madde uygulanmaz.

Uygulamada sonuç, olayın ağırlığına göre belirgin biçimde değişir. Zina sebebiyle boşanmada katılma alacağının %20 oranında azaltıldığı da, yarı oranında indirildiği de, tamamen kaldırıldığı da görülmektedir. Mahkemeler bu takdiri yaparken tarafların kusur dereceleri, evlilik birliğinin süresi, ekonomik ve sosyal durumları ile TMK m. 4 ve TBK m. 50-51'deki hakkaniyet kurallarını birlikte gözetir. Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir yerleşim yerinde dört çocuğunu ve eşini terk ederek başka biriyle yaşamaya başlayan eşin katılma alacağının tümden kaldırıldığı karar, ölçünün ne kadar sert olabildiğini gösterir.

Usul yönünden kritik bir nokta: TMK m. 236/2 talebi boşanmanın fer'i değildir. Boşanma davasında ileri sürülüp karara bağlanamaz; ancak mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davada ileri sürülebilir ve orada dinlenir. Ayrıca indirim yapılabilmesi için önce davacının artık değere katılma alacağının varlığının sabit olması gerekir — olmayan alacaktan indirim yapılamaz.

Denkleştirme: kesimler arası geçişler (TMK m. 230)

Her eşin malvarlığı iki kesime ayrılır: kişisel mallar ve edinilmiş mallar. Bu iki kesim arasında para geçişi olduğunda, tasfiyede denkleştirme yapılır. Örnek: miras kalan paranın (kişisel mal) edinilmiş mallara ilişkin bir kredi borcunu kapatmada kullanılması ya da tersine, maaşla (edinilmiş mal) kişisel mal olan bir dairenin borcunun ödenmesi.

Denkleştirme yalnızca ödenen nominal tutarı geri vermekle sınırlı değildir: katkı, malda değer artışı sağlamışsa denkleştirme alacağı da o oranda artar. Yargıtay 8. HD'nin 2020/2692 E. ve 2020/7736 K. sayılı 01.12.2020 tarihli kararında ölçüt şöyle konur: değer artması veya azalması durumunda denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine, mal daha önce elden çıkarılmışsa hakkaniyete göre yapılır.

Hesap üç adımdır: kişisel maldan yapılan katkının malın edinim bedeline oranı bulunur, bu oran malın karara en yakın tarihteki sürüm değeriyle çarpılır, çıkan tutar toplam değerden düşülerek kalan artık değer üzerinden katılma alacağı hesaplanır. Sayısal örnek: 43.657 TL'ye alınan bir malın 8.050 TL'lik kısmı kişisel malla karşılanmışsa katkı oranı yaklaşık %18,4'tür; malın tasfiye tarihindeki değeri 325.390 TL ise denkleştirme alacağı yaklaşık 59.872 TL olur. Görüldüğü gibi geri alınan şey ödenen 8.050 TL değil, onun bugünkü karşılığıdır.

Denkleştirmenin en sık atlanan kaynağı ailelerden gelen paradır. Eşlerden birinin annesi veya babası tarafından karşılıksız verilen para, o eşin kişisel malıdır (TMK m. 220/2) ve taşınmazın ediniminde kullanılmışsa denkleştirmeye konu olur. Aynı şey miras yoluyla veya başka bir karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen gelir için de geçerlidir: bu değer aile birliğine ait başka bir malın edinilmesinde kullanılmışsa, katkı oranında kişisel mal kabul edilerek tasfiyede gözetilir. Banka dekontu ve tanık beyanı bu iddianın olağan delilidir.

Mal tasfiyeden önce elden çıkarılmışsa denkleştirme kaybolmaz. Bu durumda taşınmazın devir tarihindeki değeri tespit edilir, kişisel maldan edinilmiş mala geçen değer de gözetilerek hakkaniyete uygun bir indirimle denkleştirme yapılır. Yani eşin malı satmış olması, sizin katkınızı silmez. Bu yüzden "kendi paramı kendi evime harcadım" düşüncesiyle kayıt tutmamak, tasfiyede geri alınamayacak bir kayba dönüşebilir.

Yarı yarıya paylaşım şart mı? (TMK m. 237)

Artık değere katılma oranı kanunda yarı yarıya olarak belirlenmiştir, ancak bu emredici değildir. Eşler mal rejimi sözleşmesiyle başka bir oran kararlaştırabilir; hatta katılmayı tamamen kaldırabilirler. İki sınır vardır:

  • Bu tür bir anlaşma, ortak olmayan çocukların ve onların altsoylarının saklı paylarını zedeleyemez.
  • Anlaşma, mal rejimi sözleşmesinin şekline tabidir; yani noterde yapılmalıdır.

Eşim Malı Kaçırdıysa: Eklenecek Değerler ve Üçüncü Kişiye Dava

Boşanma öncesinde taşınmazın akrabaya devredilmesi çok sık görülür. Kanun bu duruma karşı iki mekanizma öngörür:

  • TMK m. 229 – Eklenecek değerler: Eşin, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğerinin rızası olmadan yaptığı olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile, katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, hesaplamada edinilmiş mallara eklenir. İkinci hâlde bir yıllık süre aranmaz.
  • TMK m. 241 – Üçüncü kişiye karşı dava: Borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamaya yetmiyorsa, alacaklı eş, karşılıksız kazandırmayı elde eden üçüncü kişiye karşı eksik kalan miktar için doğrudan dava açabilir. Bu dava, alacaklı eşin haklarının zedelendiğini öğrenmesinden başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden başlayarak beş yıl içinde açılmalıdır.

Üçüncü kişiye dava: iki ön şart ve bir usul kuralı

Malı devralan akrabaya doğrudan gidilemez; kanun bu yolu iki şarta bağlamıştır.

  • Sorumluluk ikincildir. Yargıtay 2. HD'nin 2024/1258 E. ve 2024/10123 K. sayılı 17.12.2024 tarihli kararına göre, üçüncü kişi aleyhine TMK m. 241'e göre dava açılabilmesi için önce lehine kazandırma veya devrin TMK m. 229 anlamında yapıldığının tespit edilmesi, ayrıca tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığının borcu ödemeye yetmediğinin anlaşılması gerekir. Dava ancak eksik kalan miktarla sınırlı açılabilir.
  • Davanın ihbarı şarttır. Mahkeme kararı, devirden yararlanan üçüncü kişilere ancak davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla ileri sürülebilir. Bu şart yerine getirilmişse, sonradan m. 241'e göre açılan davada m. 229'daki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği yeniden araştırılmaz — yani ilk davadaki tespit üçüncü kişiyi bağlar.

Usul yönünden de yerleşik bir yöntem vardır: eşle birlikte üçüncü kişiye karşı dava açılmışsa, mahkeme HMK m. 167 uyarınca üçüncü kişiye karşı açılan dava hakkında ayırma kararı verip ayrı esasa kaydeder; ayrılan bu davada, eşe karşı açılan katılma alacağı davasının sonucu ve alacağın eşten tahsil edilebilirliği HMK m. 165/1 gereği bekletici sorun yapılır (Yargıtay 8. HD, 2020/3579 E. ve 2021/703 K., 01.02.2021).

Muvazaa yolu: devri geçersiz kılmak

Eklenecek değerler mekanizması alacağı hesaba katar ama tapuyu geri getirmez. Devrin muvazaalı olduğu ileri sürülüyorsa ayrı bir yol açılır: mal rejimi alacağını karşılıksız bırakmak amacıyla yapılan görünürdeki devirler TBK m. 19 uyarınca kesin hükümsüzdür ve tapu iptali ile taşınmaz kayıt malikine döndürülebilir. Bu davanın amacı, mal rejimi davasında hükmedilecek alacağın tahsilini kolaylaştırmaktır; davacının hukuki yararı bu nedenle kabul edilir.

İki noktaya dikkat edilmelidir. Husumet, hem devredene hem de son kayıt malikine birlikte yöneltilmelidir. Üçüncü kişinin kötüniyeti ise ispat edilmelidir; Yargıtay bunu somut karinelerle değerlendirir: devralanla eş arasındaki hısımlık, devrin boşanma sürecine yakın zamanlaması, geçimsizliği bilmemesinin beklenemeyeceği bir yakınlık ilişkisi kötüniyet yönünde değerlendirilir. Buna karşılık devralan uzun yıllardır o taşınmazda kiracıysa ve bedeli konut kredisiyle ödemişse, satın alma hayatın olağan akışına uygun sayılarak dava reddedilir.

Devri baştan önlemek için ise en etkili araç, taşınmaz aile konutu niteliğindeyse aile konutu şerhi (TMK m. 194) ile eşin rızası olmadan devri engellemek ve dava sırasında tapuya ihtiyati tedbir şerhi işletmektir. Bu iki önlem, sonradan yürütülecek muvazaa ve m. 241 davalarının hepsinden ucuz ve hızlıdır.

Krediyle Alınan Konut Nasıl Paylaşılır?

Uygulamanın en tartışmalı başlığı budur. Yargıtay'ın yerleşik yöntemi, bedelin hangi kaynaktan karşılandığına göre oranlama yapmaktır:

  • Evlilikten önce ödenen peşinat ve taksitler ile kişisel maldan (miras, bağış, evlilik öncesi birikim, ziynet) karşılanan kısım → kişisel mal payı,
  • Evlilik içinde, edinilmiş mallardan (maaş, ticari kazanç) ödenen taksitler → edinilmiş mal payı,
  • Boşanma davasından sonra ödenen taksitler hesaba katılmaz; mal rejimi dava tarihinde sona erdiği için bu ödemeler tasfiyeye dâhil değildir.

Her kaynağın toplam bedele oranı bulunur ve bu oranlar, taşınmazın karar tarihine en yakın sürüm (rayiç) değeri ile çarpılır. Böylece enflasyon ve değer artışı otomatik olarak yansıtılmış olur. Kişisel mal ile edinilmiş mal arasındaki bu geçişler için TMK m. 230 uyarınca ayrıca denkleştirme yapılır.

Oran neye göre bulunur: ödenen para mı, taksit sayısı mı?

Uygulamada en çok hata yapılan nokta budur. Yargıtay 2. HD, 2022/6815 E. ve 2023/5514 K. sayılı 22.11.2023 tarihli kararında, oranlamanın edinme tarihindeki kredi taksit sayısı üzerinden yapılması gerektiğini, ödeme miktarları esas alınarak yapılan oranlamanın hatalı olduğunu belirtmiştir. Sebebi şudur: taksitler faiz yapısı gereği eşit tutarlı olsa da anapara ve faiz bileşimi zamanla değişir; miktar üzerinden oranlama bu yüzden gerçeği yansıtmaz.

Somut bir örnek, Yargıtay 2. HD'nin 2021/5368 E. ve 2021/10234 K. sayılı 29.12.2021 tarihli kararındadır: toplam 120 aylık kredi taksitinin 51'i boşanma dava tarihine kadar ödenmişse, oranlama bu iki sayı ile edinme değeri üzerinden kurulur ve bulunan oran taşınmazın güncel değeriyle çarpılır. Peşinat ödenmişse o da evlilik içinde ödenen kısma eklenir (Yargıtay 2. HD, 2022/7910 E. ve 2024/840 K., 14.02.2024).

Yargıtay bazı kararlarda aynı sonuca ters yönden ulaşır: mal rejiminin sona erdiği tarihte henüz vadesi gelmemiş kredi borcunun toplam krediye oranı bulunur, bu oran taşınmazın satın alma bedeline dönüştürülür ve tasfiye tarihindeki sürüm değeriyle çarpılarak borç miktarı belirlenir. İki yöntem birbirinin aynadaki görüntüsüdür; hangisi kullanılırsa kullanılsın sonuç aynı olmalıdır.

Boşanmadan sonra ödenmeye devam eden taksitler edinilmiş mal payını artırmaz — ama yok sayılmaz da. Bu ödemeler tasfiyede taşınmazın borcu olarak dikkate alınır. Yani "dava açıldıktan sonra krediyi tek başıma ödedim" savunması hesaba girer; girmediği tek yer, diğer eşin payını büyüten edinilmiş mal kalemidir.

Bu nedenle kredi ödemelerine ilişkin banka hesap dökümleri, ödeme planı (taksit sayısını gösteren kredi sözleşmesi), dekontlar, ziynet satışına dair belgeler ve tapu alım bedeli, davanın kaderini belirleyen delillerdir. Ödeme planı özellikle önemlidir: oranlama taksit sayısı üzerinden yapıldığı için, toplam taksit adedini belgeleyemezseniz hesap kurulamaz.

Yargıtay'ın oranlama yöntemini katılma alacağı hesaplama aracı birebir uygular.

Değerlendirme Anı: Hangi Tarihteki Değer Esas Alınır?

İki ayrı tarih birlikte çalışır:

  • Mal mevcudu, mal rejiminin sona erdiği an, yani boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla belirlenir (TMK m. 225/2). Dava tarihinden sonra edinilen mallar tasfiyeye girmez.
  • Değerleme ise TMK m. 235 uyarınca tasfiye anındaki sürüm değeri üzerinden yapılır; Yargıtay bunu "karar tarihine en yakın tarihteki rayiç değer" olarak uygular. Bu nedenle dosyada güncel keşif ve bilirkişi değerlemesi yapılması zorunludur.

Yargıtay 2. HD, 2023/4359 E. ve 2024/1528 K. sayılı 07.03.2024 tarihli kararında ilkeyi şöyle kurar: artık değere katılma alacağı hesaplanırken mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan mallar, o tarihteki durumlarına göre ama tasfiye tarihindeki sürüm değeriyle hesaba katılır (TMK m. 227/1, 228/1, 232, 235/1). Yani binaya boşanmadan sonra kat çıkılmışsa o kat hesaba girmez; ama girecek olan kısım bugünün fiyatıyla değerlenir.

Tasfiye tarihinin ne olduğu ayrıca içtihatla belirlenmiştir: karar tarihi. Tasfiyeyi bölge adliye mahkemesi yapmışsa, tasfiye tarihi onun karar tarihidir (Yargıtay 2. HD, 2025/5698 E. ve 2026/331 K., 15.01.2026). Enflasyonist ortamda değerin güncelliğini koruması için değerlemenin karara en yakın tarihe göre yapılması gerekir; karar bozulup değer güncelliğini yitirmişse, bozma sonrası verilecek yeni karar tarihine en yakın tarih esas alınarak yeniden değerleme yapılmalıdır.

Şirket, yabancı para ve tarım işletmesi

  • Şirket payı. Değerleme iki adımlıdır: önce mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla şirketin piyasa sürüm değeri belirlenir, sonra bu değer TÜFE ile karar tarihine güncellenir (Yargıtay 8. HD, 2016/10980 E. ve 2018/17131 K., 11.10.2018). Sebebi açıktır: şirketin boşanmadan sonraki büyümesi ya da küçülmesi artık diğer eşi ilgilendirmez, ama paranın değer kaybı ilgilendirir.
  • Yabancı para. Karara en yakın tarihteki güncel kur karşılığı esas alınır.
  • Tarımsal işletme. TMK m. 233 uyarınca gelir değeri esas alınabilir; işletmenin bütünlüğünün korunmasına yönelik özel kurallar saklıdır.
Bu kural, davanın uzamasının alacaklı aleyhine olmadığını gösterir — hatta çoğu zaman lehinedir, çünkü değer karara en yakın tarihe göre belirlenir. Buna karşılık bilirkişi raporunun tarihi eskimişse karar öncesinde ek rapor istenmelidir; iki yıl önce yapılmış bir değerleme üzerinden kurulan hüküm, temyizde bozma sebebidir.

Alacak Para Alacağıdır: Tapu İptali İstenebilir mi?

Katılma alacağı ve değer artış payı, kural olarak kişisel nitelikte bir para alacağıdır; alacaklı eşe taşınmaz üzerinde doğrudan ayni hak vermez. Yani "evin yarısı benim, tapuyu iptal edin" talebi kural olarak reddedilir; talep, bedele ilişkin olmalıdır.

Yargıtay 8. HD, 2014/25256 E. ve 2016/5974 K. sayılı 04.04.2016 tarihli kararında bunu şöyle ifade eder: edinilmiş malların tasfiyesindeki paylaşım, mülkiyetin veya sınırlı ayni hakkın talep edilebileceği ayni bir paylaşım değil, edinilmiş malların değeri üzerinden hesaplanan kişisel hak niteliğinde nakdî bir paylaşımdır. Bu nedenle tapu iptal ve tescil talepleri kural olarak reddedilir.

Aynen ödeme kimin hakkı?

TMK m. 239/1'e göre katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir. Buradaki yaygın yanılgı, alacaklı eşin "para istemiyorum, evi istiyorum" diyebileceğidir. Yargıtay bunu kabul etmez: borcun ayın olarak ödenmesi borçlu eşe tanınmış bir haktır; alacaklı eşe ödemenin para mı ayın mı olacağını seçme yetkisi vermez (Yargıtay 8. HD, 2010/3898 E. ve 2011/394 K., 26.01.2011). Katılma alacağı, borçlu tarafından ayın olarak ödeme önerilmedikçe bir para alacağıdır.

Alacaklı eşin ayni hak talep edebildiği hâller ise kanunda tahdidi olarak sayılmıştır; bunların dışında mülkiyetin devrine karar verilemez:

  • TMK m. 226/2 — paylı malda üstün yarar. Tasfiyeye konu paylı malda alacaklı eş üstün yararını kanıtlarsa malın kendisine verilmesini isteyebilir.
  • TMK m. 240 — aile konutu ve ev eşyası. Mal rejimi ölümle sona ermişse sağ kalan eş, ölen eşe ait aile konutu veya ev eşyası üzerinde mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Dört şartın birlikte gerçekleşmesi aranır: taşınmazın aile konutu olması, rejimin ölümle sona ermesi, sağ eşin katılma alacağının bulunması ve haklı sebeplerin mevcut olması. Şartlar gerçekleşmişse tapu, katılma alacağına mahsuben; alacak yetmiyorsa belirlenecek ilave bedelin mahkeme veznesine depo edilmesinden sonra iptal ve tescil edilir. Bu konu Sağ Kalan Eşin Aile Konutu Üzerindeki Hakları yazımızda ayrıca ele alınmıştır.

Bunların dışında:

  • Taşınmazın gerçekte alacaklı eşe ait olduğu, inançlı işlem veya nam-ı müstear (isim ödünç verme) ilişkisiyle ispatlanırsa, mal rejiminden bağımsız olarak tapu iptal ve tescil davası açılabilir. Bu, ayrı bir hukuki sebeptir ve daha ağır ispat şartlarına tabidir.

Boşanmadan sonra taşınmaz üzerinde paylı mülkiyet kurulmuşsa (örneğin tapu her iki eş adına ½ pay ile kayıtlıysa), mal rejimi tasfiyesi değil, ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası gündeme gelir. Eşlerden biri ortak taşınmazı tek başına kullanıyorsa, diğeri koşulları varsa ecrimisil (haksız işgal tazminatı) talep edebilir. Taşınmaz üzerine eşlerden birinin kendi imkânlarıyla yaptığı yapı ve dikimler bakımından ise muhdesatın aidiyetinin tespiti sorunu doğar.

Dava, Görevli Mahkeme, Süre ve Harç

  • Ayrı bir davadır. Mal rejiminin tasfiyesi, boşanma davasının fer'i değildir; ayrı dava olarak açılır ve nispi harca tabidir. Boşanma davasıyla birlikte açılırsa, mahkeme boşanma hükmünün kesinleşmesini bekletici mesele yapar; çünkü rejim ancak boşanma kararının kesinleşmesiyle, dava tarihine geçmişe etkili olarak sona erer.
  • Görevli mahkeme: Aile Mahkemesi (4787 s. Kanun m. 4). Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar.
  • Yetkili mahkeme: TMK m. 214 uyarınca boşanmaya karar veren mahkeme yetkilidir.
  • Zamanaşımı: Mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı davaları on yıllık zamanaşımına tabidir. Süre, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren işler. Kesinleşme tarihini Süre Takvimi aracına girerek son tarihi net görebilirsiniz.

On yıl mı, bir yıl mı? Kapanmış bir tartışma

Bu noktada eski ve yanlış bir bilgi hâlâ dolaşımdadır: TMK m. 178'deki bir yıllık sürenin mal rejimi davalarına da uygulandığı. Yargıtay 8. HD geçmişte gerçekten bu görüşteydi, ancak Hukuk Genel Kurulu'nun kararı sonrasında bu görüşünden dönmüştür. Daire, 2016/3224 E. ve 2016/7130 K. sayılı 19.04.2016 tarihli kararında görüş değişikliğini açıkça kayda geçirmiştir.

Bugünkü yerleşik uygulama nettir. Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/1013 E. ve 2013/816 K. sayılı 12.06.2013 tarihli kararında katılma alacağında zamanaşımının TBK m. 146 uyarınca on yıl olduğu belirlenmiştir. Yargıtay 2. HD'nin 2022/3468 E. ve 2022/8924 K. sayılı 08.11.2022 tarihli kararı dayanağı şöyle kurar: Türk Medeni Kanunu'nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için özel bir zamanaşımı düzenlenmediğinden, TMK m. 5 yollamasıyla Borçlar Kanunu uygulanır; TBK m. 146'ya göre de kanunda aksine hüküm yoksa her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.

TMK m. 178'deki bir yıllık süre ise yalnızca boşanmanın fer'i niteliğindeki haklar — maddi ve manevi tazminat ile nafaka — için geçerlidir. Mal rejimi tasfiyesi bunlardan biri değil, bağımsız bir alacak davasıdır.

Sürenin başlangıcı da kesinleşme tarihidir, boşanma davasının açıldığı tarih değil. Sebebi TBK m. 153/3'tür: evlilik birliği sürdüğü müddetçe eşlerin birbirlerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemez. Yargıtay 8. HD'nin 2013/12969 E. ve 2014/10996 K. sayılı 29.05.2014 tarihli kararında bu açıkça ifade edilir: mal rejimi dava tarihinde sona ermiş olsa bile zamanaşımı durur, ancak boşanma kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar. Yani boşanma davası beş yıl sürmüşse, on yıllık sürenin tamamı hâlâ önünüzdedir.

Talebi nasıl kurmalı? Kısmi dava, talep artırımı ve ıslah

Bu davaların pratik açmazı şudur: dava açılırken alacağın miktarı bilinemez, çünkü taşınmazların değeri keşif ve bilirkişi incelemesiyle belirlenecektir. Yüksek bir rakam üzerinden dava açmak yüksek nispi harç ödemek demektir; düşük rakam yazmak ise fazlaya ilişkin hakkın kaybı riskini doğurur.

31 Temmuz 2026'da bu alan kökten değişti. 7589 sayılı Kanun'la (12. Yargı Paketi) belirsiz alacak davasını düzenleyen HMK m. 107 yürürlükten kaldırıldı; buna karşılık kısmi davayı düzenleyen HMK m. 109'a dördüncü fıkra eklendi. Geçiş kuralı (7589 Geçici m. 1/10): kaldırılan m. 107, 31 Temmuz 2026'dan önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder. Yani derdest dosyanızda belirsiz alacak rejimi sürüyor; bu tarihten sonra açacağınız davada ise aşağıdaki yol geçerlidir. Değişikliğin künyesi için Mevzuat Değişiklik Günlüğü.
  • Kısmi dava ve talep artırımı (HMK m. 109/4) — bugünkü asıl yol. Alacağın bir bölümü için dava açılır; talep konusu aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın ve tahkikat sona erene kadar artırılabilir. Kanun ayrıca zamanaşımının artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağını söylüyor; eski ıslah uygulamasının en büyük riski, yani artırılan kısmın zamanaşımına uğraması, böylece ortadan kalkıyor. Artırım tek sefere mahsus olduğu için bilirkişi raporu netleşmeden acele etmeyin. Dilekçeye yine de "fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuştur" kaydını koyun.
  • Belirsiz alacak davası (mülga HMK m. 107). Yalnızca 31 Temmuz 2026'dan önce açılmış davalarda uygulanır. Bu dosyalarda alacağın miktarı dava tarihinde belirlenemiyorsa asgari bir tutar gösterilerek dava açılır ve bilirkişi raporundan sonra talep artırılır; mal rejimi davaları uygulamada tipik olarak bu yolla açılmıştır.
  • Islah (HMK m. 176). Kurum yerinde duruyor; talep sonucu bir kez ıslahla artırılabilir. Ancak kısmi davada talep artırımı için artık m. 109/4'teki doğrudan yol vardır. Hangi yolu kullanırsanız kullanın, tamamlama harcının süresinde yatırılması şarttır.

Harç ve masraf planlaması için dava masrafı hesaplama aracımıza, kalemlerin ayrımı için Maliyet Şeffaflığı sayfamıza bakabilirsiniz.

Faiz hangi tarihten işler?

Sık atlanan ve tutarı ciddi biçimde etkileyen bir konudur. Dayanağı TMK m. 239/son'dur: aksine anlaşma yoksa katılma alacağına ve değer artış payına tasfiyenin sona ermesinden başlayarak faiz yürütülür. Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamasında tasfiye tarihi karar tarihidir (Yargıtay 8. HD, 2020/1448 E. ve 2021/2616 K., 23.03.2021). Değer de karar tarihine en yakın rayice göre belirlendiği için, aradaki dönemin değer artışı zaten hesaba yansımış olur.

Yargıtay, faizin başka bir tarihten başlatılmasını üç ayrı yönden bozma sebebi saymaktadır:

  • Dava tarihinden başlatmak. Tasfiye tarihi dava tarihi değildir; katılma alacağı ve değer artış payına dava tarihinden faiz yürütülmesi hatalıdır.
  • Kesinleşme tarihinden başlatmak. Faiz karar tarihinden işler; kararın kesinleştiği tarihten başlatılması da bozmayı gerektirir (Yargıtay 8. HD, 2016/12395 E. ve 2018/17537 K., 18.10.2018).
  • Boşanma dava tarihinden başlatmak. TMK m. 239'a aykırıdır.

İki özel durum vardır. Bölge adliye mahkemesi tasfiyeyi kendisi yapmışsa faiz onun karar tarihinden işler. Bozma sonrası değerler güncellenip yeni hüküm kurulmuşsa, artık bozmayla ortadan kalkan eski karar tarihi değil son karar tarihi esas alınır (Yargıtay 2. HD, 2024/9868 E. ve 2025/11945 K., 25.12.2025). Ziynet ve çeyiz gibi eşya alacaklarında ise faiz dava tarihinden yürür — bu kalem mal rejimi tasfiyesinden ayrı değerlendirildiği için tarih de ayrıdır.

Bunun üç pratik sonucu vardır. Birincisi, dava dilekçesinde faiz talebinin açıkça istenmesi gerekir; istenmeyen faize hükmedilmez. İkincisi, hükümde faiz başlangıcının "karar tarihi olan ... tarihinden itibaren" biçiminde, infazda duraksamaya yer bırakmayacak açıklıkta gösterilmesi gerekir (HMK m. 297/2). Üçüncüsü, karara rağmen ödeme yapılmazsa icra takibinde işleyecek faiz için gecikme faizi hesaplama aracımızdan yararlanabilirsiniz.

Karşı taraf faizi hatalı bir tarihten başlatan hükmü temyiz etmezse, lehinize usuli kazanılmış hak doğar ve o tarih korunur. Yani ilk derece mahkemesi faizi dava tarihinden başlatmışsa ve borçlu bu yönü temyiz etmemişse, sonraki aşamada aleyhinize düzeltilemez. Bu, kararı okurken faiz satırının neden ayrıca kontrol edilmesi gerektiğini gösterir.

Arabuluculuk Zorunlu mu, İhtiyari mi?

6325 sayılı Kanun'un m. 18/B hükmü, 1 Eylül 2023'ten itibaren dava şartı arabuluculuk kapsamına aldığı uyuşmazlıkları dört başlıkla sınırlı olarak sayar: kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır-taşınmaz paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyetinden kaynaklanan uyuşmazlıklar ve komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar. Aile hukukundan doğan alacak talepleri bu sayımda yer almaz.

  • Yerleşik uygulama arabuluculuğu zorunlu görmez. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. HD'nin 25.10.2021 tarihli, 2019/1296 E. ve 2021/1435 K. sayılı kararına göre, aile hukukundan kaynaklanan mal rejimi tasfiyesi davaları 6325 sayılı Kanun kapsamında ihtiyari arabuluculuk alanına girer; bu davalar için zorunlu bir arabuluculuk süreci yoktur.
  • Yargıtay 2. HD'nin bu davalar için aradığı tek "dava şartı", mal rejiminin sona ermiş olmasıdır — yani boşanma davasının açılmış ve kararın kesinleşmiş olması (19.09.2024 tarihli, 2023/6050 E. - 2024/6103 K. ve 26.12.2024 tarihli, 2024/3935 E. - 2024/10567 K. sayılı kararlar). Bu kararlarda arabuluculuk eksikliğinden hiç söz edilmemesi de, davanın buna tâbi tutulmadığının dolaylı bir göstergesidir.

Pratik sonuç: Kanun metni ve yerleşik uygulama arabuluculuğu zorunlu kılmasa da, aile hukuku uyuşmazlıkları — aile içi şiddet iddiası içermedikçe — ihtiyari arabuluculuğa elverişlidir. Dava açmadan önce yine de arabuluculuk başvurusu yapmak, ücretsiz olduğu ve dava şartı aranmasa da bir zarar doğurmayacağı için, ihtiyatlı bir ek güvencedir.

Yurtdışındaki Mallar ve Yabancı Boşanma Kararı

Eşlerden biri ya da ikisi yurtdışında yaşıyorsa, mal rejimi tasfiyesinden önce bir soru daha cevaplanmalıdır: hangi ülkenin hukuku uygulanacak? Cevap 5718 sayılı MÖHUK m. 15'tedir ve kademeli işler.

  • Önce hukuk seçimi. Eşler, evlenme anındaki mutad mesken hukuku ile milli hukuklarından birini açıkça seçebilir. Almanya'da yaşayan çiftin Alman hukukunu seçmiş olması hâlinde, uyuşmazlık Alman Medeni Kanunu'nun mal rejimi hükümlerine göre çözülür.
  • Seçim yoksa müşterek milli hukuk. Her iki eş de Türk vatandaşıysa, yurtdışında yaşıyor olsalar dahi Türk hukuku uygulanır. Her iki eş başka bir ülkenin vatandaşıysa o ülkenin hukuku uygulanır.
  • O da yoksa müşterek mutad mesken hukuku, bulunmazsa Türk hukuku.

Bu sıralamanın taşınmazlarda önemli bir istisnası vardır. MÖHUK m. 15/2 uyarınca malların tasfiyesinde taşınmazlar için bulundukları ülke hukuku uygulanır; MÖHUK m. 21 de taşınır ve taşınmazlar üzerindeki ayni hakların işlem anında malın bulunduğu ülke hukukuna tabi olduğunu söyler. Pratik sonucu şudur: eşler hangi hukuku seçmiş olursa olsun, Türkiye'deki taşınmaz Türk hukukuna göre tasfiye edilir ve buna Türk mahkemeleri bakar. Taraflar Türk vatandaşlığından çıkmış olsa bile sonuç değişmez.

Yurtdışında boşanmış olanlar için kritik bir ön koşul vardır: yabancı boşanma kararı Türkiye'de tanınmadıkça Türk hukuku bakımından sonuç doğurmaz. Tanıma alınmadan açılan mal rejimi davasında güncel Yargıtay uygulaması, davanın hemen reddi yerine tanıma davası açılması için kesin süre verilip sonucunun bekletici mesele yapılması yönündedir; eski uygulamada bu davalar evlilik sürüyor sayıldığı için doğrudan reddediliyordu. Dosyayı aylarca bekletmemek için sıralamanın doğrusu yine şudur: önce tanıma, sonra tasfiye. Yabancı ilamın kesin hüküm etkisi ise MÖHUK m. 59 uyarınca yabancı kararın kesinleştiği andan itibaren doğar. Tanımanın iki yolu (nüfus müdürlüğünde idari tescil ve tanıma-tenfiz davası), şartları ve belgeleri için Yabancı Boşanma Kararının Tanınması ve Tenfizi rehberimize, konsolosluk işlemleri için Yurtdışındaki Türkler İçin Hukuk Rehberi sayfamıza bakabilirsiniz.

Ölümle Sona Erme: Önce Tasfiye, Sonra Miras

Mal rejimi yalnızca boşanmayla değil, eşlerden birinin ölümüyle de sona erer (TMK m. 225). Uygulamada en sık karıştırılan noktalardan biri budur: sağ kalan eş, mirasçı sıfatıyla aldığı payın yanında ayrıca mal rejiminden doğan alacağa da hak kazanır.

Sıralama şöyledir:

  • Önce mal rejimi tasfiye edilir. Sağ kalan eşin katılma alacağı hesaplanır ve bu tutar terekeden ayrılır. Bu bir alacaktır, miras payı değildir.
  • Sonra kalan tereke miras hükümlerine göre paylaşılır. Sağ kalan eş, mirasçılarla birlikte kendi yasal miras payını da alır (altsoyla birlikte dörtte bir).

Bu ayrımın atlanması, sağ kalan eşin hakkını ciddi biçimde eksik almasına yol açar. Katılma alacağı terekeden önce ayrıldığı için, diğer mirasçıların payı da bu tutar düşüldükten sonra hesaplanır. Miras payı hesabı için miras payı hesaplama aracımıza, sağ kalan eşin konut üzerindeki intifa, oturma ve mülkiyet önceliği için Sağ Kalan Eşin Aile Konutu Üzerindeki Hakları yazımıza bakabilirsiniz.

Anlaşmalı Boşanma Protokolündeki Feragat Neyi Kapsar?

Anlaşmalı boşanma protokollerinde çok sık geçen bir cümle vardır: "Taraflar birbirlerinden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmamaktadır." Bu ifadenin mal rejimi alacağını da kapsayıp kapsamadığı, sonradan açılan davaların en tartışmalı konusudur.

Ayrım şudur: maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174) ile mal rejiminden doğan alacak (TMK m. 231 vd.) birbirinden farklı hukuki kurumlardır. Tazminattan feragat, kendiliğinden katılma alacağından feragat anlamına gelmez. Bu nedenle protokolde mal rejimine ilişkin açık bir irade bulunmuyorsa, boşanma kesinleştikten sonra ayrıca mal rejimi tasfiyesi davası açılabilir.

Protokol hazırlarken iki tarafın da işine yarayan tek şey açıklıktır. Mal rejimi tasfiye edilmiş sayılacaksa protokolde "mal rejiminden kaynaklanan katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı taleplerinden karşılıklı olarak feragat edilmiştir" gibi kurumu adıyla anan bir ifade yer almalıdır. Aksi hâlde taraflardan biri boşanmanın kapandığını sanırken, on yıl boyunca açılabilecek bir dava sırada bekliyor olur.

Bu Dava Belgeyle Kazanılır: Delil Listesi

Mal rejimi davalarında hukuki argümandan çok kayıt belirleyicidir. TMK m. 222 karinesi gereği ispatlayamadığınız her mal edinilmiş sayılacağı için, dosyayı kuran taraf genellikle belgesi olan taraftır. Dava açmadan önce toplanması gerekenler:

BelgeNeyi ispatlarNereden alınır
Tapu kayıtları ve akit tablosuEdinme tarihi, bedeli, satıcıTapu müdürlüğü, e-Devlet
Takbis sorgusuEşin ülke genelindeki taşınmazlarıMahkeme müzekkeresiyle
Banka hesap dökümleri ve dekontlarPeşinat, taksit, kaynak ayrımıBanka, mahkeme müzekkeresi
Kredi sözleşmesi ve ödeme planıHangi taksit hangi dönemde ödendiKredi veren banka
SGK hizmet dökümüKıdem tazminatının evlilik süresine düşen kısmıe-Devlet
Kuyumcu fişi, düğün fotoğraf ve videolarıZiynetin varlığı ve miktarıKendi arşiv, tanık
Fatura ve tadilat sözleşmeleriİyileştirme katkısı, değer artış payıKendi arşiv, yüklenici
Vergi ve ticaret sicil kayıtlarıŞirket payı, ticari kazançMahkeme müzekkeresi

Bu belgelerin bir kısmı yalnızca mahkeme müzekkeresiyle temin edilebilir; bu nedenle dava dilekçesinde delil listesi eksiksiz yazılmalı ve ilgili kurumlara müzekkere yazılması açıkça talep edilmelidir. Banka kayıtlarının saklama süreleri sınırlı olduğu için, on yıllık zamanaşımı süresinin sonunu beklemek çoğu zaman hukuken mümkün ama fiilen kayıp bir tercihtir.

Sık Sorulan Sorular

Ev benim adıma kayıtlı, eşim yine de hak sahibi olur mu?

Tapunun kimin adına olduğu belirleyici değildir. Taşınmaz evlilik içinde ve edinilmiş mallarla alınmışsa, diğer eş kural olarak artık değerin yarısı oranında katılma alacağına hak kazanır.

Babamdan miras kalan tarlayı da paylaşacak mıyım?

Hayır. Miras yoluyla edinilen mal kişisel maldır ve katılma alacağına konu olmaz. Ancak tarlanın kira/ürün geliri edinilmiş maldır; ayrıca eşiniz tarlanın iyileştirilmesine katkıda bulunmuşsa değer artış payı talep edebilir.

Evi almak için kullandığım krediyi tek başıma ödedim, yine de yarısını mı vereceğim?

Kredi taksitleri maaşınızla, yani edinilmiş mallarınızla ödenmişse, ödeyen taraf olmanız sonucu değiştirmez. Ancak peşinatı evlilik öncesi birikiminizden veya mirastan karşıladıysanız, bu kısım oranlanarak kişisel malınız sayılır ve payınızdan düşülmez.

Eşim boşanmadan önce evi kardeşine devretti, ne yapabilirim?

Devir katılma alacağınızı azaltma kastıyla yapılmışsa, taşınmazın değeri hesaplamaya eklenir (TMK m. 229). Eşinizin malvarlığı alacağı karşılamıyorsa, devri alan üçüncü kişiye karşı TMK m. 241 uyarınca dava açabilirsiniz. Süreleri kaçırmamak için hızlı hareket etmek gerekir.

Mal davası açmadan önce arabulucuya gitmem şart mı?

Hayır. Kanundaki dava şartı arabuluculuk listesinde (6325 s. K. m. 18/B) aile hukuku alacakları yer almıyor ve yerleşik uygulama da bu davaları ihtiyari arabuluculuk kapsamında görüyor (Bursa BAM 5. HD, 2019/1296 E. - 2021/1435 K.). Yine de dava açmadan önce başvuru yapmak ücretsizdir ve ek bir güvence sağlar.

Boşanma davası sırasında eşimin taşınmazı satmasını engelleyebilir miyim?

Taşınmaz aile konutu ise TMK m. 194 kapsamında şerh koydurabilirsiniz. Diğer taşınmazlar için, katılma alacağınızın tehlikeye düştüğünü somut olarak ortaya koyarak tapu kaydına ihtiyati tedbir konulmasını isteyebilirsiniz.

Boşandıktan sonra mal davası açmak için ne kadar sürem var?

Boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren on yıl (TBK m. 146). "Bir yıl geçti, hakkım düştü" bilgisi eskidir: Yargıtay 8. HD bir dönem TMK m. 178'deki bir yıllık süreyi uygulamışsa da Hukuk Genel Kurulu kararı doğrultusunda bu görüşünden dönmüştür. Bir yıllık süre yalnızca boşanmanın fer'i olan tazminat ve nafaka için geçerlidir. Süre kesinleşmeden işlemeye başlar; evlilik sürerken zamanaşımı işlemez (TBK m. 153/3). Yine de delillerin zamanla ulaşılamaz hâle geldiğini göz önünde bulundurarak beklememek yerinde olur.

Alacağa faiz hangi tarihten itibaren işler?

Kural olarak karar tarihinden. Dayanak TMK m. 239/son'dur: aksine anlaşma yoksa faiz tasfiyenin sona ermesinden başlar; Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamasında tasfiye tarihi karar tarihidir. Faizin dava tarihinden, boşanma dava tarihinden veya kararın kesinleşme tarihinden başlatılması bozma sebebidir. Tasfiyeyi bölge adliye mahkemesi yapmışsa onun karar tarihi, karar bozulup yeniden hüküm kurulmuşsa son karar tarihi esas alınır. Ziynet ve çeyiz gibi eşya alacaklarında ise faiz dava tarihinden yürür.

Eşim emekli oldu ve toplu ikramiye aldı; yarısı benim mi?

Yarısı değil. Sosyal güvenlik kurumlarının yaptığı ödemeler edinilmiş mal sayılır, ancak TMK m. 228/2 uyarınca ikiye ayrılır: ödeme yerine irat bağlansaydı, mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme düşecek kısmın peşin sermayeye çevrilmiş değeri kişisel maldır. Bu hesap, TRH 2010 yaşam tablosuyla eşin ortalama bakiye yaşam süresi bulunarak yapılır. Geriye kalan kısım edinilmiş maldır ve onun yarısı size aittir. Eşiniz emekliliği boşanma davasından sonra almışsa bu ikramiye üzerinde hak iddia edemezsiniz.

Almanya'da boşandık; Türkiye'deki daire için mal davası açabilir miyim?

Açabilirsiniz, ama önce yabancı boşanma kararının Türkiye'de tanınması gerekir. Tanıma yoksa güncel Yargıtay uygulamasında mahkeme, davayı hemen reddetmek yerine tanıma davası açmanız için kesin süre verir ve sonucunu bekletici mesele yapar; dava bu süreçte bekler. Tanıma tamamlandıktan sonra: taşınmaz Türkiye'de bulunduğu için MÖHUK m. 15/2 ve m. 21 uyarınca Türk hukuku uygulanır ve davaya Türk mahkemeleri bakar — eşler başka bir ülkenin hukukunu seçmiş olsa, hatta Türk vatandaşlığından çıkmış olsalar bile.

Evlilikten önceki dairemi satıp yerine yenisini aldım; bu da paylaşılır mı?

Hayır. Kişisel malın yerine geçen değer de kişisel maldır (TMK m. 220/4 — ikame kuralı). Ancak bunu siz ispatlamak zorundasınız: satış ile alımın tarihleri, bedelleri ve aradaki para akışı belgelenmelidir. Yargıtay, alım-satım tarihlerinin yakınlığını ve bedellerin uyumunu birlikte inceletir; tanık beyanı tek başına yeterli görülmez. İspatlanamayan kısım edinilmiş mal karinesine tabi olur. Dikkat: dairenizi satmayıp kiraya verdiyseniz durum tersine döner — kira geliri edinilmiş maldır ve o gelirle alınan yeni daire paylaşıma girer.

Düğünde takılan altınlar kimin sayılır?

Kim takmış olursa olsun, düğünde takılan ziynet eşyasının kadına bağışlandığı kabul edilir; erkeğe özgü takılar (kol düğmesi, erkek saati) erkeğe aittir. Ziynet karşılıksız kazanma yoluyla edinildiği için kişisel maldır ve katılma alacağı hesabına girmez; ayrı bir iade veya bedel talebine konu olur. Erkeğin "rızayla bozdurulup eve harcandı" savunmasını ispat yükü kendisindedir. Ziynet, diğer eş adına kayıtlı bir taşınmazın alınmasında kullanılmışsa talep artık değer artış payı (TMK m. 227) olarak kurulmalıdır.

Noterde evlilik sözleşmesi yaparsak mallar hiç paylaşılmaz mı?

Mal ayrılığı rejimi seçilirse ileriye dönük olarak paylaşım söz konusu olmaz. Ancak iki sınır vardır. Birincisi şekil: sözleşme noterde düzenleme veya onaylama biçiminde yapılmalıdır, adi yazılı metin geçersizdir. İkincisi zaman: sözleşme kural olarak ileriye etkilidir; evliliğin ortasında yapılan bir sözleşme, o güne kadar edinilmiş mallara ilişkin katılma alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Geçmiş dönemin nasıl tasfiye edileceği ayrıca yazılmalıdır.

Anlaşmalı boşanma protokolünde "tazminat talebim yok" yazdım; mal davası açabilir miyim?

Kural olarak evet. Maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174) ile mal rejiminden doğan katılma alacağı farklı hukuki kurumlardır; tazminattan feragat kendiliğinden mal rejimi alacağından feragat sayılmaz. Protokolde mal rejimine ilişkin açık bir irade yoksa, boşanma kesinleştikten sonra on yıl içinde tasfiye davası açılabilir. Bunu kapatmak isteyen taraf, protokole katılma alacağı ve değer artış payını adıyla anan bir feragat kaydı koydurmalıdır.

Eşim beni aldattı; mal paylaşımında daha fazla alabilir miyim?

Kural olarak hayır. Katılma alacağı bir tazminat değildir; kusura değil rejimin kendisine dayanır. Kanun yalnızca zina ve hayata kast hâllerinde hâkime, kusurlu eşin katılma alacağını hakkaniyete uygun olarak azaltma veya kaldırma yetkisi verir (TMK m. 236/2). Bunun dışındaki kusurlar — geçimsizlik, hakaret, terk — paylaşım oranını etkilemez; ancak boşanma davasında ayrıca maddi ve manevi tazminat talebine dayanak olabilir.

Eşim öldü; hem miras payı hem mal rejimi alacağı alabilir miyim?

Evet, ikisi ayrıdır. Önce mal rejimi tasfiye edilir ve sağ kalan eşin katılma alacağı terekeden ayrılır — bu bir alacaktır, miras payı değildir. Kalan tereke daha sonra miras hükümlerine göre paylaşılır ve sağ kalan eş orada da kendi yasal payını alır. Bu ayrım atlandığında sağ kalan eş hakkının önemli bir kısmını eksik alır.

Kıdem tazminatım da paylaşılacak mı?

Tamamı değil. Kıdem tazminatı çalışılan sürenin karşılığı olduğundan, uygulamada yalnızca evlilik süresine isabet eden kısmı edinilmiş mal sayılır; evlilik öncesi çalışmaya düşen bölüm kişisel maldır. Bu ayrımın yapılabilmesi için SGK hizmet dökümü ile evlilik tarihinin karşılaştırılması gerekir. Aynı oranlama mantığı emeklilik ikramiyesi ve bireysel emeklilik birikimi için de işletilir.

Evlilikte hiç çalışmadım, ev işleriyle ilgilendim; hakkım var mı?

2002 sonrası dönem için evet — katılma alacağı, eşin katkısının ispatına bağlı değildir; rejimin kendisinden doğar. 2002 öncesi dönem için ise katkı payı alacağı, para ile ölçülebilir bir katkının ispatını gerektirir.

Sonuç: Pratik Öneriler

  • Dava öncesinde tüm taşınmazların tapu kayıtlarını ve edinme tarihlerini çıkarın; 1 Ocak 2002 öncesi/sonrası ayrımı, talebinizin hukuki dayanağını belirler.
  • Süreyi kesinleşmeden sayın. On yıllık zamanaşımı boşanma kararının kesinleşmesiyle başlar; "bir yıl geçti" bilgisi terk edilmiş içtihattır.
  • Faizi karar tarihinden isteyin ve talebi dilekçede açıkça yazın. Faizin dava veya kesinleşme tarihinden başlatılması bozma sebebidir; hükümde başlangıç tarihi infazda duraksama bırakmayacak açıklıkta yazılmalıdır.
  • Kredi ödeme planını dosyaya koyun. Oranlama ödenen tutar üzerinden değil taksit sayısı üzerinden yapılır; toplam taksit adedi belgelenemezse hesap kurulamaz.
  • Bilirkişi raporu eskimişse ek rapor isteyin. Değerleme karara en yakın tarihe göre yapılır; iki yıl önceki keşfe dayanan hüküm bozulur.
  • Kredi ödemeleri, peşinat, ziynet bozdurma ve tadilat harcamalarına ilişkin banka dökümleri, dekont ve faturaları toplayın; bu davalar büyük ölçüde belgeyle kazanılır.
  • Boşanma davasını açmadan önce eşin tapu devirlerini kontrol edin; devir varsa TMK m. 229 ve m. 241'e dayalı taleplerinizi baştan dava dilekçesine ekleyin.
  • Taşınmaz aile konutu ise, dava açmadan önce aile konutu şerhi koydurun; sonradan yapılacak devirlerle uğraşmaktan çok daha etkilidir.
  • Talebinizi para alacağı olarak kurun; tapu iptali talebi, ayrı bir hukuki sebep (inançlı işlem, muvazaa) ispat edilemedikçe reddedilir.
  • Arabuluculuk kanunen zorunlu değildir, ancak dava açmadan önce ihtiyari başvuru yapmayı değerlendirin; ücretsizdir ve ek bir güvence sağlar.
  • 31 Temmuz 2026'dan sonra açacağınız davada talebi kısmi dava olarak kurun ve fazlaya ilişkin hakları saklı tutun; bilirkişi raporundan sonra HMK m. 109/4'teki bir defaya mahsus talep artırımını tahkikat kapanmadan kullanın ve tamamlama harcını süresinde yatırın. Davanız bu tarihten önce açıldıysa mülga HMK m. 107'deki belirsiz alacak rejimi uygulanmaya devam eder.
  • Faizi dilekçede açıkça isteyin. Katılma alacağı likit olmadığı için faiz kural olarak karar tarihinden işler; istenmemiş faize hükmedilmez.
  • Anlaşmalı boşanma protokolü imzalıyorsanız, mal rejimi konusundaki iradenizi kurumu adıyla anarak yazdırın; "tazminat talebim yoktur" ifadesi katılma alacağını kapsamaz.
  • Eşiniz vefat ettiyse önce tasfiye, sonra miras sırasını hatırlayın; katılma alacağı terekeden ayrılır, miras payı ondan sonra hesaplanır.
  • Mal rejimi davasını, boşanmanın kesinleşmesini beklemeden açabilirsiniz; harç ve zamanaşımı hesabı hatalı yapılırsa telafisi güç kayıplar doğduğundan, dilekçe aşamasında bir avukattan destek almak yerinde olur.

Dosyanıza Özgü Bir Değerlendirme

Yukarıdaki anlatım genel çerçeveyi verir; hangi sürenin işlediği ve hangi yolun açık olduğu somut belgelere göre değişir. Kendi durumunuz için görüşmek isterseniz: